Mehmet, ne iş yapacağımla ilgili bir fikrim olmadığını bilseydi kesin önce o koca dudaklarını açıp aynı büyüklükte gülümser, ardından bana siktiri çekerdi. Tabi böyle bir şeye mahal vermeden mekanı terk ettim. Çözmem gereken iki şey vardı. Birincisi, Pazar’da yapacağım illegal işi bulmak, evet illegal iş çünkü normal şartlarda çalışarak çok hızlı para kazanmak mümkün değil, içinde bulunduğum şartlar düşünülünce hiç mümkün değildi. Zaten yeteri kadar pisliğin içine batmışken temiz yoldan para kazanmaya çalışmak ahmakça olurdu.  İkincisi ise şu dil olayı. İnsanlar etrafımda benimle ilgili bir şeyler konuşuyor ama ben konuşulanları, birinin yardımı olmadan anlayamıyordum.  Rusça’yı tam olarak öğrenmeliydim. 

    Hamama döndüğümde patronumun,“Can hemen hamama geç,iki müşteri var” direktifiyle hazırlanmak için kendimi  kazan dairesindeki odama attım. Üzerimi bir çırpıda çıkarıp, belime seri şekilde bir peştamal sararak (hani şu kırmızı, mavi olanlardan) soluğu hamamda aldım. Göbek taşını iyice ıslatıp müşterileri beklemeye başladım. Beklerken, Çerkez pazarının üzerimde kalan ağırlığını atabilmek için kafamdan aşağıya birkaç tas sıcak su döktüm. İçeriye kırklı yaşlarda birisi balık etli diğeri zayıf ama dolgun hatlarda iki çıplak kadın girdi. Şaşırmıştım! İlk defa hamama anadan doğma soyunmuş şekilde giren müşteriler görüyordum. Balık etli olan havlularını kurnalardan birinin kuru yüzüne dikkatli bir şekilde bırakırken, elinde tuttuğu parayı bana göstererek havluların üzerine bıraktı. Paraya dikkatlice baktığımda iki tane yüzer dolar olduğunu gördüm. Müşteriler bahşiş bırakırdı ama çıkarken resepsiyona ve o da en fazla beş ya da on dolar. Şu ana kadar en fazla bir aile elli dolar bırakmıştı. İki yüz doları görünce tüm yorgunluğum geçti. Kadınların anadan doğma hamama girmelerini bile unuttum. Normal şartlarda bir günde en fazla yüz ya da yüz yirmi dolar kazanabiliyordum. O yüzden iki yüz dolar bahşiş şahaneydi.  Kadınları  sırt üstü göbek taşına yatırırken sürekli kıkırdamalarından ilk defa hamama geldiklerini anlayabiliyordum. Benim için mahsuru yoktu. Gülen bir kadını, ağlayan bir kadına milyon defa tercih ederdim. Tenlerini ıslatmadan önce suyun sıcaklığına karar vermeleri için tasa doldurduğum suyu yavaşça ayaklarına döktüm (Herkes sıcak su sevmez o sebeple önce   deneme yapmak gerekiyor). Kadınlar suyun sıcaklığına okey verince, kurnaya daldırdığım tası kadınların bacaklarından yukarı doğru dökmeye başladım. Bunu yaparken ellerim tenlerinde geziyordu. Suyu her döktüğümde soluk alışlarının hızlandığını, dökülen her suyla beraber bedenlerinin yukarı doğru yükseldiğini ve ara ara birbirlerine bakarak gülümsediklerini görüyordum. Her ikisini de tamamen ıslattıktan sonra keseye başlamak için başuçlarına geçtim. Ayrı ayrı keselerle yüzlerini ve boyunlarını hafifçe keseledikten sonra ayak uçlarına geçip, önce balık etli kadından başlayarak keseyi bacaklarından yukarı doğru sürtmeye başladım. Kadın, ben keseyi sürttükçe bacaklarını yanlara doğru açmaya başlayınca canının yandığını düşünerek baskıyı azalttım. Bacakları bittikten sonra keseyi göbeğinde gezdirmeye başladım, bu defa dudaklarını ısırmaya başladığını görünce verdiği tepkilerin acıdan değil zevkten olduğunu anlamıştım. Diğer kadına başımı çevirdiğimde onunda benzer durumda olduğunu gördüm. Tuhaf bir durumdu. O güne kadar onlarca fahişe yıkamış, benzer durumlarla karşılaşmıştım ama fahişe olmadıklarını tahmin ettiğim bu iki kadının beni arzulaması hoşuma gitmişti. Onca zaman sonra içimde karşı cinsle olma isteği alevlenmişti. Kadınların keselerini bitirdikten sonra vücutlarını durulamak için her ikisini de kurnaların yanına oturttum. Sıcak suyun gevşetici, kesenin canlandırıcı etkisi ve hamamın egzotikliği bu iki kadını iyice tahrik etmişti. Duruladığım kadınları, köpük masajı için tekrar göbek taşına yatırdım. Gül aromalı kalıp sabunlarla dolu köpük kovasına sıcak su doldurarak iyice köpürttüm. Tam bu esnada zayıf olan kadın yattığı yerden doğrularak elini peştamalime atıp çözmeye başladı. Hiçbir tepki vermedim, aksine hoşuma gitmişti. Daha birkaç hafta önce burada yaşadıklarım, tecavüze uğrayan kız, kızın ağlamaları, yaşadığım travma……hepsi bir anda zihnimden silinmiş, pişmanlık, merhamet duyguları yerini hayvansı bir arzuya bırakmıştı...

   “O gün üç çıplak vücut saatlerce duygusuzca sevişti. Göbek taşında başlayan haz, sert zemin vücutlarını rahatsız etmeye başlayınca odada devam etti. Böylece Köpek ilk defa süitlerden birisine girdi. Tecavüze uğrayan küçük kızın yardım çığlıklarında bile odaya girmeyen Köpek, iki kadınla daha rahat sevişebilmek için hem de o küçük kızın çığlıklarının geldiği odaya girdi!”

   Adını bile bilmediğim iki kadın yataktan çıkmış duşa girmişlerdi. Onların çıkmasını beklemeden hamamdaki iki yüz doları alıp kazan dairesine geçtim. Hemen sonrada diğer kese köpük müşterileri gelmeye başladı. Son müşteriyi bitirdiğimde saat 03:30’du.Yarım saat sonra da Tatar geldi. Sokakta her şeyin yolunda olduğunu, yeni evsiz yakınlarıyla iletişim kurduğunu ve yeni ödemeler aldığını söyleyerek masanın üstüne bir miktar para bıraktı. Sadakatini şaşkınlıkla izliyordum. Önceleri ihtiyacım olduğu için onu önemsiyor gibi  davranıyordum ama artık endişelenmem gerçekten onu  önemsediğim, ona değer verdiğim içindi. Masaya bıraktığı parayı alıp cebimden çıkardığım iki yüz doları masaya bıraktım. Sonra ayağa kalkıp konuşmaya başladım, “Bu parayla kendine yeni ayakkabı ve palto al. Sen artık iş adamısın yırtık kıyafetlerle gezmemelisin. Kıyafetlerin düzgün olmalı. Sen düşündüğümden değil ticaretimizi düşünüyorum. Kendini evsizlerin yakınlarının yerine koy, sen olsan senin gibi bir adama güvenip servis parası verir misin, kıyafet teslim eder misin?” dedim.

   Tatar baş ve orta parmağını makas gibi kullanarak iki yüz doları masadan alıp cebine koydu. Pis pis sırıtıp, “Spasiba Bratan” dedi. (Teşekkür ederim bratan) dedi.

   Tatar’a iki yüz dolardan hariç,iki yüz elli dolar da evsizlere dağıtması için verdim (Bunu her yaptığımda arıza çıkarıyordu ve her defasında uzun uzun onların ileride bize lazım olacağını anlatmak zorunda kalıyordum). Gitmek için ayağa kalktığında, “Bratan senden bir istediğim var. Rusça öğrenmeliyim, bana yardım edeceksin” diyerek günlük kullandığımız kelimeleri kağıtlara yazıp Rusça karşılıklarını yazması için uzattım. Tatar hepsinin karşısına Rusçalarını yazdıktan sonra gitti.  Rusça karşılıkları olan kelimelerin yer aldığı kağıtları gelişigüzel odamın duvarlarına yapıştırdım. Ezberim çok zayıftır, geç öğrenirim. Bir kelimeyi öğrenmek için birçok kez kağıtlara yazmam gerekir. Bu kendimi bildim bileli böyle oldu ama bunu problem yapmıyorum. Onları duvara yapıştırarark sürekli gözümün önünde tutmuş olacaktım. Böylece ezberlemem daha kolay olacaktı ve öyle de oldu. Her gün duvarlara yeni kelimeler yapıştırıp ezberlediklerimi çıkarıyordum. Bir diğer öğrenme şeklim ise metrolarda insanların konuşmalarını dinlemekti. Boş zamanlarımda   saatlerce metrolarda vakit geçirip insanları dinliyordum. Bazı kelimeleri ilk defa duysam da insanların vücut dillerinden, ses tonlarından ne demek istediklerini anlayabiliyordum ve o bilmediğim kelimeleri birkaç defa duyduktan sonra otomatik olarak öğreniyordum.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile