Yıl: 2001

Yer: Erzincan /Türkiye (59. Topçu Tugayı)

Askeriyede Disiplin Koğuşu kısa adıyla DİSKO, üst rütbelilerin, askerleri bazen haklı bazen keyfi cezalandırmak için kısa süreli tuttukları küçük cezaevleriydi. Gerçi Anayasa Mahkemesi çok sonra bu koğuşları hak ihlali sayarak kapattırdı ama benim bu iğrenç yere beş defa girmemden çok uzun yıllar sonra. Yukarıda keyfi dedim evet aynen öyle, keyfi olarak askerleri bu iğrenç yerlerde tuttukları oluyordu. Ben beş defa girdim. Dördünde haksızdım eyvallah ama ilk girişimde gerçekten hiç suçum yoktu. Anlatayım, siz karar verin.

   Acemi birliğindeki ilk çarşı iznimizdi. Mangamdan (Manga: Dokuz ile on üç kişiden oluşan askeri birlik) iki arkadaşımla parkta otururken  birden başımızda inzibat askerleri belirdi. Çarşı izin kağıtlarımızı toplayıp bizi askeri bir transite bindirdiler. Devamında araca üst rütbeli biri geldi, askerlerin sigara içmelerinin yasak olduğu bir parkta neden sigara içtiğimizi sorup, cevabımızı beklemeden çarşı izin kağıtlarımıza bir şeyler yazdıktan sonra bizi serbest bıraktı. Olan bitenden hiçbir şey anlamamıştık, aptal aptal birbirimize bakıyorduk. Fazla önemsemeyerek, akşam saat beşe kadar çarşıda gezdik. Tabi bu defa daha temkinli. Gireceğimiz, gezeceğimiz her mekana, yere dikkatlice bakıp çevredekilere, “Askerlere serbest mi?” demeden girmiyorduk. Akşam içtimadan sonra çarşı izin kağıtlarımız toplandı, herkes gibi bizde koğuşumuza gittik. Ertesi gün sabah içtimasında üst devre çavuşlarından biri, benim ve diğer iki arkadaşımın isimi okuyup yanına çağırdı. Koyun gibi ne deniliyorsa uyguluyorduk. Gel diyorlardı gidiyorduk, ver diyorlardı veriyorduk, bekle diyorlardı bekliyorduk. Yaklaşık bir saat bölük komutanının odasının önünde bekledik. Daha sonra bizi getiren kömür tenli gevşek çavuş, sanki tezkeresini almış gibi çarşı kağıtlarımızı sallaya sallaya geldi, “Gençler hadi yaşadınız, yedi gün DİSKO’ya gidiyorsunuz. Çok şanslısınız,”dedi. Gevşek diyorum çünkü gerçekten yavşağın tekiydi! Kendisiyle aramızda bir kavga ya da tartışma geçmemişti ama gevşek çavuş bizi DİSKO’ya götürüyor olmaktan çok keyif alıyordu.

   DİSKO’ya gitmeden önce, revire sağlık kontrolüne götürüldük. Revire geldiğimizde durumun ciddiyetini anladım. Mahkumlara içeride kaldıkları süre boyunca işkence yapılmasını önlemek için giriş ve çıkışlarda sağlık kontrolü yapıyorlardı. Tabi bu işkenceyi engellemez çünkü gardiyanlar boş durmaz alternatif yöntemler üretirler! Sağlık raporlarımız alındıktan sonra yine gevşek çavuşumuz eşliğinde DİSKO’ya götürüldük. İki arkadaşım durumun farkında olmadan güle oynaya yürüyorlardı.

   DİSKO, tugay içinde olduğundan çok fazla korunaklı yapılmaya gerek duyulmamıştı. Etrafı yüksek duvarlarla, çivili tellerle kaplı bir yer değildi. İstenilirse bahçe duvarından rahatlıkla atlanılabilirdi. Gevşek çavuşumuz bizi kapıdaki gardiyana teslim edip, “Gençler iyi eğlenceler” diyerek gitti. Bizi teslim alan gardiyan beyaz tenli, kalın enseli, iri kıyım, yanakları kırmızı (göçmen olduğunu düşünüyorum), gözlüklü, otuz beş kırk yaşlarında bir komiserdi (Bize sivilde komiser olduğunu söyledi. Belki de bizi korkutmak içindi, bilemiyorum)

   Komiser bizi girişte, içinde iki sandalye ve minik bir masanın olduğu odanın önünde bekletip, masanın üstünde duran büyük deftere sırayla bilgilerimizi yazmaya başladı. Bana sıra geldiğinde aniden yerinden kalkıp odanın içinden yemekhaneye açılan minik demir parmaklıklı camdan dışarı doğru bağırarak, “Lan ne fısıldıyorsunuz? Kaşınıyorsanız gelip ezeyim hepinizi sıra sıra” dedikten sonra bize bakıp sırıtarak, “Peki siz çocuklar, sever misiniz kaşınmayı?” dedi. Bizlerden yanıt alamayınca defteri doldurmaya devam etti. Daha sonra üçümüzü yemekhaneye sokup üzerimizdekileri çıkarmamızı istedi. İtiraz etmeden üzerimizde sadece yeşil iç çamaşırlarımız ve siyah çoraplarımız kalana kadar soyunduk. En son botlarımızın bağcıklarını aldılar. (Bu bilindik bir yöntemdir. Mahkumlar ayakkabı bağcığıyla intihar etmesinler ya da bir başkasını boğmasınlar diye ayakkabı bağcıklarını alırlar) Bağcıklarını çıkardığımız botları tekrar giydik. Görüntüyü tahmin edersiniz. Yeşil iç çamaşır, siyah çoraplar ve bot. Çıkardığımız kıyafetleri verilen poşetlere koyduk. O sırada komiser yemekhaneden çıktı. Yemekhanede altı masa ve o masalarda bizim dışımızda düzenli şekilde karşılıklı oturan on altı mahkum daha vardı. Hiçbiri konuşmuyor, başları önde öylece oturuyorlardı. Bu çocukları dövdükleri çok belliydi. Bu durum hiç hoşuma gitmemişti. Belli ki bizimde başımıza bir şeyler gelecek diye düşünürken, komiser yanında esmer ve en az onun kadar iri başka bir gardiyanla geri geldi. Biz çıplak şekilde öylece duruyorduk. Herkes erkek olsa da insan kendini bu şekilde hiç iyi hissetmiyor. Bu yapılan resmen psikolojik işkenceydi. Komiser elinde tuttuğu kağıtlara bakarak önce Karslı olan arkadaşın ismini okudu, “Söyle bakalım suçlu musun, suçsuz musun?” dedi. Karslı arkadaşın, “Suçsuzum” demesiyle birlikte birden esmer gardiyanla birlikte çocuğa vurmaya başladılar. Öyle hırslı, öyle hararetliydiler ki şaşkına dönmüştüm. Çocuk yere düşünce durdular. Domuz komiser soluk soluğa kalmıştı. Kondisyonu zayıftı orospu çocuğunun. Tabi spor yok akşama kadar yatıyor. Tek bedensel aktivitesi içeri düşen ve kendisine karşılık veremeyen on dokuz yirmi yaşlarındaki çocukları dövmek!  Devamında diğer arkadaşa dönüp aynı soruyu yöneltti. Çocuk bir öncesinden antrenmanlı olduğu için, “Suçluyum komutanım,” dedi ama aynı dayağı yemekten kurtulamadı. Sıra bendeydi. Dayak yiyen arkadaşlarımı boştaki masalardan birine oturtup bana döndüler. Aynı soruyu bana soracakları belliydi. Eğleniyordu orospu çocukları! Birinci arkadaş suçsuzum dedi dayak yedi, ikincisi suçlu olduğunu söyledi o da dayak yedi. Ben ne diyecektim!

Domuz bana dönerek, “Şimdi sen söyle bakalım Can, suçlu musun suçsuz musun?” dedi.

   Nasıl bir cevap verdiğimi tahmin etmiş olmalısınız. Evet, elbette benden bekleneni yaptım ve yanakları iyice pembeleşmiş domuz komisere bakarak, “Elindeki kağıtta yazıyor ya amına koyduğumun evladı,” diyerek üzerine atıldım ama bir tek darbe vuramadan kendimi yerde buldum. Beni resmen havaya kaldırıp yere vurdu. Ardından elindeki copla kafam hariç vücudumun her yerine gelişi güzel vurmaya başladı. Tabi arada yoruluyordu ama sağ olsun yalakası esmer gardiyan onun yokluğunu aratmıyordu. Tam olarak bilemiyorum ama sanırım yaklaşık beş dakika boyunca dayak yedim. Sonra tahminimce yoruldukları için durdular. Komiser, “Seninle çok sevişeceğiz Can Bey” diyerek yemekhaneden çıktı, yalakası esmer gardiyanda arkasından. Eski mahkumlar beni yerden kaldırıp masaya oturtarak kendime gelmem için su verdiler. İçlerinden biri, “Sen manyak mısın? Sakın bir daha karşılık verme,” dedi.

“Şimdi size soruyorum; koklamaya, sarılmaya doyamadığınız, üzerine titrediğiniz evladınızı askere gönderiyorsunuz (gerçi benim babam askere gittiğimi bile bilmiyordu. O da başka bir hikaye), şerefsizin biri gelip öldüresiye dövüyor. Ne için? Sadece yasak alanda sigara içtiği için! “

    Giymemiz için kılçıklı siyah kıyafetler verdiler. Siyah pantolon, siyah gömlek ve siyah şapka. Öyle sert bir dokusu vardı ki anlatamam. Tenime değmesine tahammül etmesi çok zordu. Ben zaten huysuzdum,her şeyi giyemiyordum. Üstüne bu keçi postu gibi kıyafet beni iyice germişti. Ve farklı mevsimlerde DİSKO’yu ziyaret ettiğim için biliyorum; bu berbat kıyafet yazın terletiyor kışın üşütüyordu. Ayrıca, bu kıyafetleri giyince rütbelilere, buna tugay komutanı da dahil selam veremiyordunuz. Bizi böyle tembihlemişlerdi. Yani o kadar aşağılık suçlulardık!

   DİSKO’da kaldığımız süre boyunca gündüzleri, sürekli temizlik yapıyor, tugay çöplerini boşaltıyor, tuvaletleri temizliyor kışsa tugay komutanlığı binasının çevresindeki buzları kırıyor, yaz ise inşaatta çalışıyorduk. Bazı askerler, gardiyanların özel hizmetlerini yerine getirmek (elbiselerini ütülemek, çaylarını, kahvelerini yapmak gibi) için DİSKO’da kalıyordu. Dışarısı çok yorucu olduğu için genelde herkes DİSKO’da kalmak istiyordu. Ben kalmayı hiç istemedim. Saatlerce taş taşımayı, bu orospu çocuklarına hizmet etmeye yeğlerdim. Hem dışarıda şarkı söylemek serbestti. Akşam yemeğinden sonra yorgunluktan hepimizin ağzı açık kalıyordu ama saat 23:00’a kadar yatmamıza izin verilmiyordu. Öylece yemekhanede oturuyorduk. Eğer bir kişi uyursa hepimize sıra dayağı çekiyorlardı. Ellerimize copla vuruyorlardı. Fiziksel olarak güçlü ve dayanıklıyımdır ama ellerim narin ve yumuşak o sebeple cop çok acıtıyordu. Öyle ki acısı içimi geçiriyordu ve istem dışı ağzımdan gülmeye benzer bir ses çıkıyordu. Amına koyduğumun gardiyanları o kadar gaddarlardı ki gülüyorum zannedip daha çok dövüyorlardı. Sıra dayağı yememek için aramızda birisi gözünü kapatırsa hemen uyarıyorduk. 23:00’da yatış verildikten sonra gece nöbet için uyandırılıp iki saat boyunca yemekhanede ayakta bekletiliyorduk. Ben zaten uyku özürlüyüm bir de üstüne iki saat nöbet eklenince pekte sağlıklı olmayan psikolojim iyice bozulmaya başlamıştı. Üçüncü gece, üç beş nöbeti için benle birlikte dört arkadaşı uyandırdılar. Üzerimi giyip yemekhaneye geçtim. Gözüm açıktı, ayaktaydım ama uyur gezer gibi yemekhanede volta atıyordum. Nöbetimin bitmesine yirmi dakika kala yavşak komiser beni çağırdı. Ofise açılan küçük demir parmaklıkların dibine gelip tekmil verdim. (Adını, soyadını ve memleketini bağırarak söylemek. Kısa künye okumak)

   Komiser,”Evet Can bey kaldık baş başa, şimdi bana yüz defa tekmil vereceksin,” dedi. Orospu çocuğunun yüzüne tükürmemek için kendimi zor tutuyor, içimden kendimi telkin ediyordum, “Can boş ver alttan al, birkaç günün kaldı.” Derin bir nefes alıp arka arkaya tekmil vermeye başladım. Belli bir sayıdan sonra kelimeler ağzımda dolanmaya başladı. Tabi bunu komiserin, “Bağır lan duyulmuyor” demesi de tetikliyordu. Baskı altında çok geriliyor, tiklerim artıyor, nabzım yükseliyor, kendimi kaybettiğim anlar bile oluyordu. Neredeyse öyle bir ana yaklaşmıştım ama kendimi tutuyordum. Nöbet saati dolmuş nöbetler değişmişti ama ben hala parmaklıkların dibinde hazır ol vaziyette bekliyordum. Belli ki komiser beni uyutmayacaktı. Nöbete kalkan, beni görünce önce şaşırıyor sonra yemekhanenin içine doğru yürüyordu. Birden kolumun dürtüldüğünü hissettim, Komiser, “Al bu kağıda yüz defa tekmilini yaz,” dedi. Amına koyduğumun çocuğu benimle eğleniyordu. Bu çok kötü olmuştu çünkü ben yazı yazamıyordum. Yani yazıyordum ama harfleri düz yazamıyor, bazı harfleri unutuyor, unuttuğum harfi araya sığdırmaya çalışırken iyice bozuyordum. Kendi adımı bile yazarken sorun yaşıyordum ki burada da öyle oldu. Komiser yazamadığımı görünce, “Senin yazacağın yazının amına koyayım” diyerek, hala ofiste olduğundan vurabilmek için parmaklıklara yaklaşmamı isteyerek beni tokatlamaya başladı. Birkaç tokattan sonra gözüm döndü, tüm sülalesine sövmeye başladım. Akla fikre gelmeyecek gün yüzü görmemiş küfürleri ardı ardına sıralıyordum. Bir yandan da üstümdeki boktan siyah gömleği çıkarıp seri şekilde elime sarmış, ceza koğuşundaki camları teker teker kırmaya başlamıştım.

       Bir süre sonra kendimi kaybetmişim, ambulans gelmiş bana bir “Diazem” yapmışlar (Ağır titreme ve kasılma nöbetleri geçiren, anksiyete bozukluğu olan ve benim gibi kendini kaybedenlerin poposuna vurulan şifalı yasal uyuşturucu. Yeşil reçete ile veriliyor ve bağımlılık yapabiliyor. 17 Ağustos Depremi sonrası panik atak yaşayan insanların acile gidip gevşedikleri ilaç). Mışıl mışıl uyumuşum. Ortalarında oturduğum iki asker anlattı bunları. Hiçbirini hatırlamıyordum. Her yerim gevşemişti, konuşmaya bile halim yoktu ama kendimi çok iyi hissediyordum. Tabi ilacın etkisi geçince eski halime geri döndüm.

   Ortalık iyice karışmıştı.Eski mahkumlar camları kırdığım için hava alayı cezaevine gidebileceğimi ve oranın buradan daha kötü olduğunu konuşuyorlardı. Hiç umurumda değildi. Daha fazla ne olabilirdi ki? En kötü bir boşluk bulup kendimi öldürebilirdim. Evet öldürebilirdim. Hayatımın belli dönemlerinde bunu düşündüğüm olmuştu ama can çok tatlı, öyle pat diye öldüremiyorsun kendini. Fakat başkasını öldürmek daha kolay, yani kolaydır diye düşünüyorum, mesela Komiseri!

Yorumlar  

# abopubdoci 28-10-2019 11:26
http://mewkid.net/buy-xalanta/ - Amoxil Dose For 55 Pounds Amoxicillin 500 Mg sdt.nyvd.samandagkentgunlugu.com.oev.tl http://mewkid.net/buy-xalanta/
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı
# afedeopuzi 28-10-2019 11:50
http://mewkid.net/buy-xalanta/ - Amoxicillin Online Amoxicillin 500 Mg jga.uupv.samandagkentgunlugu.com.frp.cj http://mewkid.net/buy-xalanta/
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı
# evezisosepjej 09-11-2019 00:05
http://mewkid.net/where-is-xena/ - Amoxicillin Amoxicillin 500mg Capsules mnc.joss.samandagkentgunlugu.com.yor.gw http://mewkid.net/where-is-xena/
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı
# eohehosohu 09-11-2019 00:35
http://mewkid.net/where-is-xena/ - Amoxicillin 500 Mg Amoxicillin 500mg Capsules bou.znul.samandagkentgunlugu.com.fyw.oa http://mewkid.net/where-is-xena/
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile